mikrofiber bez bayiliği
bujiteri bayilik
dastini bebe market bayiliği

Düşünce ve Duygu Arasındakiler

Haber Anasayfa > Köşe Yazıları

Sayın Mehmet Yanık'ın yeni makalesini okurlarımızın dikkatine sunuyoruz.

Bilim karışık değildir, onu karışıkmış gibi gösteren, kafaları karışık bilim adamlarıdır.” Prof. Dr. Mutahhar Yenson’un

 

- Sınıf: (3. Anlamı)Bir toplum içinde iş, meslek, sanat ve sosyal yaşayış yönünden ortak özelliklere sâhip insan topluluğu, zümre (kaynak: wwww.kubbealtilugati.com).

Sınıflandırmak: Tasnif, gruplandırmak.

Ülkeler az gelişmiş, gelişmiş… İklimler tropikal, ılıman… İnsanlar ırkları, fiziki yapıları ile, daha birçok varlık ortak özellikleri ile sınıflandırmaya tâbi tutulur.

İş dünyasında şirketlerde finansal yapılarına göre büyük, orta, küçük, hukuki yönden anonim, limited, kollektif, komandit olmak üzere yönetim tarzı, sektörü daha birçok başlık ile sınıflandırılabilir.

Lider firmaların başarı etkenleri araştırılırken, öncelikle sınıflamadan faydalanılıyor. Yöneticileri, üretim teknolojisi, personel stratejisi, personel eğitimi, pazarlama stratejisi…

Devamında kitaplaştırılır Dell Tarzı, Toyota Way, Toyota Tarzı, Toyota Ruhu, Google içerikli kitaplar… Diğer taraftan yöneticiler (hayranı olduğum) Jack Welch, Sergio Zyman, Cem Kozlu, müteveffa Üzeyir Garih… Örnekleri arttırabiliriz.

- Sizlerde, şahsımda öncelikle okulda devamında iş hayatına ilişkin sınıflandırmaları okuduk, şahit olduk. Aşağıdaki tip yapılan sınıflandırmaya okuduklarım ve dinlediklerim arasında yoktu.

Çalışmayan personel mi, yoksa çalıştırmayan şirket mi? Sorusunun cevabı fazlasıyla bu soruda saklı. Sorun insanda olduğu kadar (çalışan, işveren), insanların ürettiği zihniyette (stratejide) olabilir.

Özellikle bir zihniyetin içine doğup büyüyenler, o zihniyeti kör, topal da olsa devam ettirenler, bazen sektörün bazen de konjonktürün etkisiyle bir noktaya gelmiş ulaşırlar, ne yazık ki (ağır olmasın diye köle demiyorum) kör aşk yaşardıklarının farkında olamıyorlar. Ne aşkları onlara haz, mutluluk veriyor, ne de onlar aşklarına ulaşabiliyorlar.

Çalıştığım firmalarda aşağıdaki sınıflandırmalara şahit oldum. Şahsımın hangi sınıfta yer aldığına, ben yorum yaparsam ukalalık olur. Sınıflandırmam eleştirilebilir, detaylandırması yapılabilir, örneklendirilebilir. Teşhis bana aittir, her yanlışımı olduğu gibi, ispatlandığı, delil sunulduğunda düzeltmeye hazırım.

Çok az, bazı ve arasındakiler

Kısa, kısıtlı tecrübelerimden yola çıkarak diyebilirim ki şirketler yönetimin stratejisi açısından:

Çok az şirket “çalışan personel” üzerine strateji üretir, bazı şirketler “çalışmayan personel” üzerine, kahir ekseriyet kimin üzerine ne üreteceğini kestiremez, ikisi arasında salınır durur.

- Çalışan personel üzerine strateji üreten firmaları,

çarkın dişlileri gibi düşünün, dişlilerden birinde sorun olursa kısa sürede anlaşılır. Gerekli işlevi yerine getirmeyen çark tamir edilebilir, yerine kısa süreli başka bir çark takılabilir, çarkın mukavemetini arttırmak için katkı yapılabilir, yanına küçük dişliler ilave edilebilir… Nihayetinde tedavi edilemiyorsa yenisi ile değiştirilir. Güç, enerji, hareket akışı kesintisiz devam eder.

Büyük dişli hareket için küçük dişlilerden enerji, güç ve ivme kazanır ancak beklemez, kendisi de hareket ederek, küçük dişlilerin üzerinden yük alır. Daha net ifade ile üst yöneticiler çalışma arkadaşlarının iş yapmaları, üretmelerini üst yönetimi itmelerini beklemez, bilakis onları mıknatıs gibi çalışmaya çeker. Kendisi bizzat çalışan, üreten olarak yük alır, rol model olur.

Çalışan personel üzerine stratejilerini kuran firmalarda, düşünceye duygu katılmış ve karaktere doğru yol almaktadır. Michael Dell, Dell Tarzı adlı kitabında “yetenekli insanları etrafımda toplamak gibi bir hobim var” sözleri, konunun özünü ifade ediyor.

Daha net ifade etmeye çalışalım, sigaranın zararlarını anlatmaya gerek var mı? Zararların herkesten çok ileri seviyede bildikleri halde, sigara içen doktorlar yok mu? Neden?

Düşünceye duygu katıldığında inanca, inanç harekete, hareket alışkanlık ve karaktere dönüşür. Sigara içen doktorların, düşüncelerime duygu kattığı söylenemez. Sigaranın zararlarını biliyorlar ama inanmıyorlar. İnanmadıkları konuda harekete geçmiyorlar.

Okuduğunuz başlıktaki işveren ve yöneticilerin, karakteri iş bitirmek üzerine.

- Çalışmayan personel üzerine strateji geliştiren firmalarda,

Küçük dişliler daha büyük dişli için ivme sağlar. Büyük dişliyi, daha küçük dişliler hareket geçirir. Talimat verip, küçük dişlilerin hareketini beklerken, aralarında düzen, senkronizasyon, dengeli paylaşım, zayıf dişli… var mı? İrdelemez. İşlevini yerine getiremeyen dişlinin görevi, diğerlerine paylaştırılır. İşin gecikmesi “iş paylaşımı ile giderilmeye çalışılır” ki, mantıklı gibi görünse de işlevsiz dişlinin tamiri zamana, maliyetlere, personel yetiştirmeye, yetişmiş personeli kaybetmemeye, kalifiye eleman bulamamaya bağlanır.

Yitirilen zaman, boşa harcanan enerji, kaybedilen müşteri ve hepsinden önemlisi kanıksanan, kabullenilen durum, tembelleşen zihin hesaba katılmaz, dikkate alınmaz, önemsenmez…

Bu kategoridekiler de sigaranın zararını bilirler, hastaları arasında çok acı deneyimlere de şahit olmuşlardır. Ancak “öyle de öleceğiz, böyle de; üç günlük dünya yaşa, eğlen…”zihniyetindeler. Panik yok işler yetişir, eski köye yeni âdet mi?..

Sizin önerileriniz, bugüne kadar onların aklımızla gelmemişti! Bu şirketi ya babaları ya da kendileri tırnaklarıyla kurmadılar mı? Bak şu şirket bizden eski, kendini bozmadı, halen ticaret yapıyor, değil mi? Bizden bu kadar, daha iyisini bizim çocuklarımız, biz den sonraki kuşaklar yapsın…

Bu zihniyete cevabım Avrupa’da yaygın atasözü olacak: Talihsizlikler hiçbir zaman tek başına gelmez; ordular halinde gelir.

İşlerimiz her geçen gün azalıyor, geçen seneki müşteriler bu sene neden yok? Bindiğimiz dalı kestiğimiz için olabilir mi? Kişisel ve kurumsal itibarımız her gün ettiğimiz, rekabete, piyasa şartlarına kör baktığımız için olabilir mi?

Sayın okuyucular, merak etmeyin, bu zihniyet geçmişte vardı, bugünde var, yarın da var olacak, geçmişe göre belki biraz fazla ya da az, ama olacaklar.

- Arasındakiler

İnsanoğlunun doğasında rekabet olduğu kadar, tamamlayıcı iletişimde bulunuyor. Okuduğumuz ve tecrübemiz kadar arasındakilerden bahsedebiliriz.

Davranış entropisinde her şey “order”dan, “disorder”a, “düzenden” “düzensizliğe” gider.

Kurum, kuruluş, şahıs fark etmez, düzenden düzensizliğe akış temayülüne sahip. Tabiatta da aynı durum geçerli değil mi? Balta girmemiş orman ile her gün birkaç peyzajcının düzenleme yaptığı peyzaj alanı bir midir? Bir tanesi rengârenk çiçekleri, motif gibi işlenmiş ağaçları, yeşil çarşaf gibi çimleri ile cennet bahçesini andırırken, diğerinde yürümek yürek ister! (Benzetme yalnızca görsel manada değerlendirmedir.)

Maalesef kimi yatırımcıların, müteşebbislerin iş kurmayı “gemiye binme” ile karıştırdığını gördüm. Gemiye binip, kamaranıza yerleştiğinizde tamamdır; artık bavullarını ve yükünüzü dolaplara yerleştirip, işi kaptana bırakırsınız. Kaptan rotayı çizer, hızı ayarlar, personeli ve görev dağılımını yapar. Hedef limana ulaşana kadar siz denizi seyreder, yüzme havuzu, uyku, yemek yer, eğlencenize bakarsınız. Üzgünüm iş dünyası, franchising sistemi böyle değil. Yoğun ortamdan, daha yoğun ve stresli ortama geçersiniz.

Dünyada 365 günü geceli gündüzlü yaşanıyor, üretiliyor. Yarım küre gece uykudayken diğer yarım küre üretiyor, iş süreçlerini geliştiriyor, ürünleri değiştiriyor, müşterilerin “ihtiyaç duyduklarından haberleri olmadıkları” mamuller tasarlayıp, üretiyor… 24 saat çalışan tesislerde, uyuyan insan, iş dünyası değil. Sabah uyandığımızda rakiplerimiz, yeni araçları ile piyasada oluyor, dahası dünkü ürünlerini geliştirmiş, eksiklerini biraz daha gidermiş halde. Önümüzdeki birkaç yıl sonra piyasaya sürülecek ürünler şuan laboratuvarlarda test ediliyor.

Üretmek, ticaret yapmak, şahsını ve hizmet verdiği firmayı daha ileriye taşımak isteyenlerin, zihninizdeki karmaşıklığı tahmin edebiliyorum. İnsan dediğimiz yaratık, milyon dolarlık bütçeleri yönetirken, tansiyonuna söz geçiremiyor, daha ne olsun? Geçenlerde çalışma arkadaşlarımdan biri beni, başka bir firmadaki yönetici ile mukayese ediyor. Dikkatle ve tarafsızca dinlemeye çalıştım. Hamaset yapmayacağım, yaptıklarımı savunmayacağım, 10 dakika dinledikten sonra “belki o yöneticinin yaptığı doğrudur. Acaba çalışma prensiplerimi değiştirsem mi?” Karşımızdaki hata yapıyor olabilir, biz çok mu doğruyuz?

Yukarıdaki yazdığım inanç ve doktor hikayesinden yola çıkarak: Harekete geçmiyorsak, inanmıyoruz… En azından yeteri kadar…

 

  

Mehmet YANIK

mehmetyanik@hotmail.com

©Bu makale Mehmet Yanık’ın “Bugün Pazartesi 2” kitabından alınmıştır.

 

teknolog