mikrofiber bez bayiliği
bujiteri bayilik
dastini bebe market bayiliği

70 Milyar $’ın Doğuşu ve Yeni Milyonerliğin Sırrı

Haber Anasayfa > Köşe Yazıları

Mehmet Yanık'ın iskuruyorum.com okurlarına özel hazırladığı yazısı

Sonucu kontrol etmek istiyorsan, süreci kontrol et.

Her işin bir melodisi vardır. Başarı melodiye uygun hareket etmekten geçer. İyi bir dinleyici olmanız iyi bestekârsınız olduğunuz anlamına gelmez.



Ben size sözleri veriyorum, bestelemek size ait…



- Dünya kahve pazarı 70 milyar doların üzerinde hacme ulaştı. Petrolden sonra dünyanın ikinci büyük metaına dönüşüyor.

- Dünyanın 1. Büyük sektörü petrol’ün hemen ardından (şimdilik) geliyor. Ancak küresel ısınmaya, çevre kirliliğine dahası savaşlara, harbe ve destekleyen sektörlere katkı sağlamıyor.

- Aksine insanlar yaşamlarını keyifli hale getiriyor. İnsanların sosyal hayatını renklendiriyor. Ekolojik sisteme zarar vermiyor.

- Yalnız Türkiye’de tüketimi yılda 15 bin ton, Pazar büyüklüğü 390 milyon TL (2010 yaklaşık rakamları).

- Dünyada, günde 1.5 milyar fincandan fazla kahve içildiği ön görülüyor ve tüketimin 400 milyon fincanı Amerika’da yapılıyor (Kahvenin Amerika’da yaygınlaşmasında bir dönem içki yasağı etkili oldu).

- Dünya içecek pazarının %54’ü kahve çeşitlerinden müteşekkil.

- Pazar karması: Popüler ve karışımlı hazır kahve türleri %83, Türk Kahvesi %12-13, kalanı klasik kahve türlerinden oluşuyor.

- Üretici ülkeler %90’ını ihraç ediyor.

- Dolaylı ve direkt olarak 100 milyondan fazla insan kahve piyasasından maişet sağlıyor.

- Beraberinde içilen sigara, nargile, yenilen tatlı ve pastalara sağlık açısından sınırlama getirilirken, kahveye sınır ve yasaklar uygulanmadı.

- En güçlü ve hesaba uygun rivayete göre Afrika Kıtasında keşfedilen kahve çekirdeği, yıllar geçtikçe kendine has beynelmilel kültür doğurdu. Irk, kültürel farklara rağmen, Amerika’dan Japonya’ya geleneksel ve ananevi içeceklerin yanında kabul gördü.

- Dünya tarihinde, ülkelerin geçmişinde büyük değişimlerin, devrimlerin planlandığı, organize edildiği “Kahve-hane” kimi dönemlerde yasaklanmış; Türklükle o kadar özdeşleştirilmiş ki, Papa “Kahve içen Türkleşir” fetvası yayımlandı.

- Türkiye’de Simit Firmaları, fast food firmaları dahi kahve piyasasına yöneliyor.

- Lezzetinden ziyade markaları ile tanınan kahve sektöründe,

- 2012 yılı itibarı ile en fazla İskandinav Ülkelerinde tüketiliyor. Lüksemburg’ta kişi başı tüketim 17 kilo, Finlandiya’da 12 kilo, Brezilya’da 5.5 kilo, Kosta Rika’da 4.5 kilo, Honduras’ta 2.5 kilo, Türkiye’de 200 gram ortalamadır. İskandinav ülkelerinde günde 6 fincan ile tüketim fazlalığındaki etkenlerin başında alkollü içkilerden alınan yüksek vergiler gösteriliyor. Günde 6 fincan kahve, 1700-1800’lerdeki İtalya’daki tüketimden dahi fazla.

- Ve dünyanın her yerinde, hemen her köşe başında tesis kafelerle, franchising sisteminin en yaygın ve kuvvetli halkasını oluşturuyor.



Kahve”nin etimolojisi

Habeşistan’daki (Etiyopya) Kahva/Kaffa Dağından, ve Latince’nin “coffea” kelimesinden türetildiği söyleniyor. Arapça’da yazılıştaki küçük farklar, esrenin konulma yerleri telaffuzda farklara neden olabiliyor. Bundan sebep Kahva / kaffa farkları doğuyor.

Diğer rivayet Arapça “Kahvâ” kelimesinin telaffuzundan türetildiğidir. Kahva kelimesi, kimi kaynaklarda Arapça’da “şarap” anlamında da kullanıldığı ifade ediliyor. Arapça’da “kahva” çay misali demlenen ya da kaynatılarak içilen içecekler için kullanılırmış.

 

Kahve kelimesi Fransızca “café”, İngilizce “coffee”, Almanca “kaffe”, Hollanda’da “koffie”, Polonya’da “kawa”, Rusça “kophe”, Macarca “kave”, Romanca “kava”, İtalyanca “caffe”, Japonca “kohi”, Çince “kafei” sözleri ile ifade ediliyor.



Hazinenin Keşfi

En yaygın rivayet, Habeşistan’lı (Kaffa Bölgesi) Çoban Khaldi’nin koyun ya da keçilerine taze ve bereketli yeni çayırlık ararken, daha önce yayılmamış çayırların olduğu ağaçlıklı bölgede keşfeder, otlatıp akşam köyüne döner. Hayvanlar, o gece sabah kadar uyumazlar ve diğer günlerden daha fazla süt verirler.

Çoban, hadiseyi otlağın taze ve sulak olmasına bağlar. Sonraki günlerde de hayvanlarını aynı bölgede otlatmaya devam eder. Diğer çobanlar konudan haberdar olur, hayvanlarını o bölgede otlatmaya başladığında, onlarında süt verimi yükselir. İşin aslını araştırdıklarında hayvanların otların arasına ağaçtan düşmüş olan küçük meyveleri yediği anlaşılır. Meyvenin kabuğu açıldığında içinden kahve rengi çekirdek çıkar. Uğraşmalar sonucunda, kahve rengi çekirdekleri kaynatıp içmeye başlarlar. Daha iyi demlenmesi için dibekte döverek, taşla ezerek öğütürler. İçildiğinde zindelik ve enerji verdiği, yorgunluk ve uykunun dağıldığı müşahede edilir. İlk kahve tüketimi böyle başlar, rivayeten 8-10. Yy.’da

Diğer rivayet ise, anlatılana benzer bir hadisenin Cezayir’de geçtiğidir. İlk hikâye Zira tarihsel akış ve diğer etkenlerle birleştiğinde daha fazla kabul görüyor. Yazılanlara ek olarak zayıf rivayetlerde 1000’li yıllarda İbni Sina’nın kahve içtiği söyleniyor.



Kahve’nin İklimi

Kahve ağaçları ekvator kuşağında yetişiyor. Köle ticaretinin seyir istikametinden biri de kahve ekvator kuşağı, kahve tarlalarının bulunduğu ülke ve şehirlerdir olması, kahve ticareti ile insan ticaretini kesiştirmiş.

En iyi kahve ağaçları Ekvator İkliminde, rakımın 1600 metre ve üzerinde olduğu bölgelerde yetişir. Çünkü 1600 metre ve üstünde oksijen nispeten azdır, kahve çekirdekleri yavaş yavaş olgunlaşır. Dağların ve tepelerin zirvesine yakında olduğundan nem oranı yüksektir, çekirdekler beslenmesi düzeyi yükselir. Tepelerde zamanla eriyen karlar, topraktan sızarken madensel vitamin ve tuzları kahve ağaçları köklerine ulaştırır ki, daha aşağılara inildikçe sudaki eriyikler azalır. Düşük seviyedeki bahçelerde ulaştığında sudaki besin değeri iyice düşmüş olur. Kalıcı karlar, havalar ısınsa da dağların tepelerinde yavaş yavaş erimeye devam eder. 1600 rakımın üzerindeki ağaç kökleri kar suyundan beslenmeye devam edebilirken, düşük rakımlı bahçelere kar suyu ulaşmaz.

Maalesef küresel iklim değişikliği, mevsimlerin değişmesi, endüstriyel üretim imkan ve araçları, kahvenin de kalitesini düşürmeye başladı. Bu sene çok iyi kalite veren tarlalar, sonraki yıl düşebiliyor. Kahve ağacı dikildikten 3 yıl sonra mahsul vermeye başlar. Yılda 3-4 kez hasat yapılabiliyor. Ortalama 8 metre uzayan ağaçlar, mahsul toplamada kolaylık olsun diye, 3-4 metre yukarısı budanır.

Kahve ağacı yeşeriyor

İlk tanınma hareketleri kervan sahipleri ve yolcular kendileri için kahve alımıyla başlıyor; malum uyanıklık ve zindelik veriyor. Kısa sürede kervan ve seyyahlarla dedikodusu yayılan kahvenin, 12 – 13. Yy.’da tadımlık miktarda ticareti başlamış.

Potansiyeli erken farkeden yerel tacirler, kahve çekirdeğinin yerine ağaç fidanı sipariş verip, yetiştirmeye başlamış. O yıllardaki ulaşım imkanlarına rağmen, Yemen’de bile küçük kahve tarlaları kurulmuş. Arap Yarım adasında da öğütülüp, demlikte kaynatılarak içilmiş. Deve kervanları ile Osmanlı’ya dağılmaya başlamış; 1500’lü yılların başında İstanbul’da kahve içildiği kayıtlarda ve seyahatnamelerde geçiyor.

1800’lü yıllarında başında Hasan Efendi Eminönü’nde baharat ve çiğ kahve satan dükkânı devir aldı. İstanbul, Fatih Semtinde ikamet eden Hasan Efendi Yaşı ilerlediğinde 1871 yılında oğlu Mehmet Efendiye işi devretti. Mehmet Efendi, çiğ kahve çekirdeğini kavurup, dibekte un kıvamında döverek satmaya başlamış. İşte o şahıs meşhur “Kuru Kahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları” şirketinin kurucusudur.

Dünya üzerinde kahveyi un kıvamında öğütüp, kaynatarak, telvesini çıkaran ve içen ilk Osmanlılardır. Dünya literatüründe “Türk Usulü Kahve” olarak geçer.

Türkülerimiz arasında “Kahve Yemen’de gelir, suyu çimenden gelir” eseri o yıllarda yakılmıştır. Kahve, Yemen’den deve kervanları ile geliyor, bir kervan aylarca, susuzluk, açlık, mevsimsel ve güvenlik riskleri altında yol alıp İstanbul’a kısıtlı tonajda ürünle ulaşabiliyor. Bundan sebep az bulunuyor ve pahallı oluyor.

Ancak ve Ancak çok kıymetli ve hatırlı misafiriniz geldiğinde kahve ikram ediliyor. Size kahve ikram edilmesi demek, baş üstünde taşındığınıza delalet ediyor ki, size bir fincan acı kahve ikram eden kişinin de “40 yıl hatırı”na bakıyorsunuz. Acı kahve “şekersiz ve taze çekilmiş” kahvedir. Taze kahvede acılık vardır, bekledikçe acılık kaybolur.

***

Çok Önemli:

Bir ürünün hangi kültürden geldiğinin en önemli göstergesi kültürüne etkisidir. Bunun en önemli göstergesi HAYIR kayıtları değil, ATA SÖZLERİDİR.

Bu doğrultuda atasözlerimiz incelendiğinde “Ayran içtik ayrı düştük, ayran gönüllü…” gibi sözlere ulaşırız. Bu minvale yoğurtta öze be öz Anadolu ürünüdür. Dünyanın her yerinde adı, “yoğurt” isminin farklı telaffuzları değil mi? kebabın, dönerin…

***

Zamanla Osmanlı Saray’ında önemli yer edinen kahve için Kösem Valide Sultan’ın, Topkapı Saray’ında Kahvehane kurdurduğu rivayet edilir. Saray’da kahve ikramı, şerbet ve tatlı beraberinde yapılırmış.

Venedikli tacirler, kahveyi İstanbul’da alıp Avrupa götürmeye başladıklarında 1600’lü yılların başıymış. 1645 yılında Paris’te, 1665’te Viyana’da kahve içiliyormuş. 1683 yılı Viyana mağlubiyetinden Osmanlı Ordusu, geride çuvallar dolusu kahve bırakmış. Mütercim / Tercüman Kolschitzky, kahveleri toplayıp Viyana’da Mavi Şişe Kahvehanesi’ni hizmete açmış. O döneme ait yapılan tablolarda Kolschitzky, Osmanlı kıyafetleri içinde resmedilmiş.

Aşağıdaki fotoğrafta Koltschitzky’nin heykeli görünüyor. Ayaklarının arkasında Osmanlı’nın Viyana mağlubiyetinden kalan kılıç, kalkan, mızrak, tuğ vs. Elinde kahve servisi takımları



1800’lü yılının ilk yarısında Meinl Ailesi kahve ticaretine başlamış, alamet-i farikasında Osmanlı fesi giymiş, siyahi çocuk kullanmış. Araplar kahvenin ticari değerini fark etmişler ve kurutulup, kaynatılmayan kahve çekirdeğinin ülke dışına çıkmasını yasaklamışlar.

 



Sıkı kontrollere rağmen 1600’lü yıllar kahvenin dünyaya tarımsal üretim amaçlı yayılma dönemi olmuş. Hintli Baba Budan, kaçırdığı kahve fidanını Chickmaglur’a getirip yetiştirip çoğaltmaya başlamış. Kahve fidanı 1661’de Amsterdam’a, 1658 yılında Sri Lanka’ya, 1699 yılında Java’ya getirilip yetiştiriliyor. Hollandalılar, kahvedeki ticaret potansiyelini keşfedip, hükümran oldukları ülke ve müstemlekelerinden sistematik kahve yetiştirmeye yönelmiş. 1718 yılında Amerika Kıtası’nda Hollanda Guyana’sında ilk kahve tarımı yapılmaya başlamış. 1714 yılında Fransa, Versay Sarayı’nın bahçesinde kahve yetiştirildiği biliniyor. 1740 yılında Filipin Adalarında, 1748 yılında Santa Domingo ve Venezuela’da, 1750 yılında Guatemala’da, 1755 yılında Puerto Rico’da, 1790 yılında Meksika ve Kolombiya’da kahve tarlaları kurulmuş.

Köşe taşlarından diğeri 19. Yy.’da Fransız Guyana’sını ziyaret eden Brezilya’lı subaya hediye edilen kahve fidanı. Subay, hediye edilen fidanı evinin bahçesin dikmiş. Bir fidanın Brezilya’yı, dünyanın kahve tarlasına dönüştürmeye yetmiş. Kadere bakın ki, o yüzyılda kahve ağaçlarını kurutan salgın hastalık, Brezilya dışındaki kahve tarlalarını tarumar ediyor.

Anadolu’da kahve üretimi denendi, ama iklim koşulları nedeniyle başarısız olundu.



Kıraathaneden, kahvehaneye: Sektör kaymak tutmaya başlıyor

Kahve ile birlikte kıraathane kültürümüz önce gelişti, sonra değişti. “Kıraat” kelimesi Arapça “okuma, okuma kitabı, kutsal kitabı belirli kurallara göre okuma” manalarını ihtiva ediyor. Kıraathaneler, insanların bir araya gelerek okuduklarını paylaştıkları, ilim sohbetleri yaptıkları meclislerin adıydı.

18. Yüzyılda sınırlı sayıda neşredilen ve ulaşım sıkıntısı olan gazete ve dergilerin, kahvehanelerde, müşterilere sunulması, okuryazar oranının az olması, bir kişinin okuması ve diğerlerinin dinlemesi hasebiyle kahvehaneler “kıraathane” sıfatı ile anılmaya başlamış. Adeta kütüphane vasfı kazanmış.

Tarih kitaplarında ilk kıraathanenin 1511 yılında Mekke-i Mükerreme’de, camii avlusunda hizmet verdiği yazılı. Sonraki yüzyılda Mısır, Suriye ve İstanbul’da faaliyete geçtiği belirtiliyor.

İtalya’ya kıraathane kültürü 1615 yılında ulaşıyor, ilk kıraathane Venedik’te açılıyor. Kahvenin Avrupa’da yaygın alkol kullanımına sekte vurduğu da vakıadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kahvehane 1670 yılında Massachusetts Eyaletinde, bir yıl sonra 1689’da London Cafe, Boston’da açılıyor.

Fransız Halk Ayaklanmasının (1789), Green Drangon (1773), Wall Street (New York Borsası) ve daha bir çok siyasi, ticari ve sosyal hareket ve faaliyetlerin kahvehanelerde planlandığı, başladığı ve faaliyette bulunduğu söylenir, yazılır.

Osmanlı’da kıraathane kültürü

Peçevi İbrahim Efendi’nin kayıtlarına göre, 1554 yılında İstanbul, Tahtakale Semtinde Halepli Hakem ve Şamlı Şems adında kişiler tarafından Osmanlı’da ilk kıraathane hizmete açılır. Mezkûr semt, Osmanlı Devleti ticaretinin odak mekanıydı. Karaköy ve Sirkeci Limanlarına, Saraylara, bedesten, hanlar ve hamamlarına en yakın mesafedeydi. Evliya Çelebi Hazretlerinin Seyahatnamesi’nden (17 Yy.), İstanbul’da 55 kıraathane dükkânı, 200 hizmet çalışanı, kahve satan 300 ticarethane olduğunu öğreniyoruz.

O yıllarda kıraathaneler en fazla camilere yakın yerlere faaliyet açılırmış. Emek yoğun çalışılan, bedeni yorgunluğun aşırı olduğundan müşteriler namaz vaktine kısa zaman kala ve namaz kılındıktan sonra kıraathanelerde oturuyorlarmış. O dönemin yerleşiminde camii, mezarlık, çeşmeye yakınlık aranır, bölgenin ağaçlıklı ve sokağı rahat seyretmesine dikkat edilirmiş.

Osmanlı kıraathanesi bir avlu etrafında şekillenirmiş. Orta Meydan ismi verilen avlunun, genelde 3 tarafında kerevetle ( duvara monte edilmiş, bağdaş kurmaya elverişli, minderli oturma grubu) döşenirmiş. Büyük kıraathanelerde kerevetlerin seyirlik yerinde“Baş Sedir” bulunurmuş. Her kıraathaneye, çarık ve sonraki zamanlarda ayakkabılarla girilmezmiş, kapıya yakın bir yerde ayakkabılık bulunurmuş. Zemine, büyük ve zengin muhitkerde kısmen post, genelde ahşap ve ahşap üzerine kilim serilirmiş. Mekânın mümkünse ortaya yakın, duvar kısmına kahve ocağı inşa edilir, tam karşısı itibarlı müşterilere ayrılırmış. Büyük kahvehanelerin içine küçük süs havuzu ve fıskiye yapılırmış. Kahve ocağının üstüne günümüzde davlumbaz denilen yaşmak monte edilir, iki yanındaki tereklere (raf) fincanlar dizilirmiş.

 

O devirde Kıraathane ve kahvehane çeşit çeşit olup insanlar mesleği, sosyoekonomik durumu, hobilerine göre esnaf, yeniçeri (kanaryalı), çalgılı-semai (Ramazan-ı Şerife özel, şair, sanatçılar…), imaret (Camii yanına kurulan esas kıraathane), esrarkeş (sıra dışı, düşkün, topluma tutunamamış), Tiryaki (bilgili ve kültürlü), Seyyar kahvehanelere gidermiş. Bunların dışında sabahçı, nargile, horozcu, defineci, balıkçı, pehlivan kıraathaneleri varmış. Berberler ve kundura tamircileri, meddah, orta oyunu, tuluat gösterileri, ramazan eğlenceleri kısaca sosyal hayat kahvehaneler etrafında cereyan edermiş.

Tanzimatla başlayan Avrupalılaşma hareketiyle, kıraathanelerde dekorasyon ve yerleşim değişmeye başlamış. Kerevetlerin yerine masa, sandalyeler kullanılmaya başlıyor. Dini ve Millî motiflerin yerine tablolar almış. Kıraathaneler aynı zamanda çekim merkezi olmuşlar



Avrupa Kıtasında (tam anlamıyla) Kıraathane

1615 yılında İtalya, Venedik’te açılan kahvehaneler, 30 yıl içinde ülkenin her yerine yayılmış. Daha çok zemin katta ve meyhaneden bozma dekorasyonla açılan kahvehanelerde, tahta oturma grupları ve masalara servis yapılıyormuş. İtalya’da 1720 yılında Florian Francesconi tarafından hizmete açılan, kahvenin yanında alkollü içki servisi de yapılan, Caffe Florian halen hizmet açıktır.

Osmanlı’da olduğu gibi kendilerine özel tarzları olmayan, özensiz mimariye sahip o yılların İtalyan Kahvehaneleri, genelde salaş mekânlarmış. Bazı kahvehanelerde karanlık çöktükten sonra yapılan serviste, eğer masada mumla aydınlatma istenirse, mum parası tahsil edilirmiş.

1627 yılında Fransa, Paris’te ilk kahvehane hizmete başlamış. İtalya’dakilerden farklı olarak yaygın nargile servisi yapılıyormuş. Doğuda olduğu gibi, masa, sandalyeye değil yere oturulurmuş. Paris’te de 1686 yılında açılan Café de Procope halen hizmete açıktır.

Fransa’da açılan kahvehanelere, belki de kıraathane demek daha uygun olur. Zira J.J. Rousseau, Voltaire başta olmak üzere tüm sanatkâr ve düşünürlerin randevu mekânı olmuş. Café des Deux Magots, Café Colisee, Café la Couple, Café de Flore başta olmak üzere 15 edebiyat kahvehanesihizmet veriyormuş. Hatta kafelerle aynı adı taşıyan Deux-Magots Edebiyat Ödülü, Cazed Ödülü veriliyormuş. Fransızlar “Grand Café” ve “Petit Café” ile standardizasyona yapmışlar. Aristokrat, şehir soylu ve elit kesim Grand Café’ye, işçi, esnaf, küçük memurlar Petit Café’ye gidermiş.

1679 yılında Almanya, Hamburg’ta ilk kahvehane açılıyor. Kahvehaneler, Almanya’da da kıraathane tanımına uygun halde “filozofların kalesi” olarak ünlenmiş. İspanya’da açılan “Cafe Els Quart Gats” kahvehanesi adın gazete neşredilmeye başlamış. Paris, Amsterdam ve Budapeşte’de kafe-tiyatrolar açılmış.

 

İngiltere’de 1652 yılında Yunanlı Pasqua Rosee ilk kahvehaneyi açmış. Devamında açılan kahvehaneler pubların, meyhanelerin bünyesinde açılmış. Mutasyona uğrayan kahvehanelerin “Coffee House” konseptine doğuşu bu döneme rastlıyor. Beraberinde yolcu hanları bünyesinde kahvehaneler açılmaya başlamış. İngiliz caffee houseları sanatkâr ve düşünürlerin yanında meslek erbaplarının da buluşma mekânı haline gelmiş.

Avrupa’da kahvehaneler, edebi metinlerin okunup tenkit edildiği, tashihlerin yapıldığı, akıl danışıldığı tam anlamıyla sosyo-kültürel mekânlar olarak kullanılmış, tanınmış, anılmış. Hatta gazete ve dergiler sistemli ve güncel olarak kahvehanelerde bulunabilirmiş, bazı ticarethaneler ihtiva ettikleri yayın çeşitlerinin fazlalığı ile meşhur olmuş.



Biz1800’lerde kaybetmiştik (rekabet yönünden)

Doğudan, Batıya ihraç edilen kahvehane, 1800’lü yılların ortalarında modernize olup Osmanlıya geri geldi. Pera ve Galata Semtlerinde Avrupai kahvehaneler hizmete açılmaya başladı. 1868 yılında 23 civarı modern kahvehanenin hizmet verdiği, “L’Indicateur Constantinopolitian” adlı kaynakta belirtilmiş. İşletmeler gayr-ı Müslimlere ait olup, 14 tanesi Pera’da, 9 tanesi İstiklâl Caddesinde hizmetteymiş. Meşhurlardan Café de Luxemburg, Café de la Courronne, Café Flamme, Café de Condorde sayılabilir.. Akollü içki servisi, Avrupa yaş pastaları, çeşitli oyun ve eğlenceler sunuluyormuş. Bir farkı da o yıllarda rastlanmayan, bayan garsonların hizmet vermesiymiş.

2013 yılında uyguladığımız “menü+hizmet kalitesi+mekan kimliği” o yıllarda İstanbul’da sunuluyormuş.

Cumhuriyet döneminde hatta yakın zamana kadar kahve eve hapsedilmiş, kültürü unutulmuştu. Başta Çemberlitaş Muhallebicisi olmak üzere elit ve okuyan kesim muhallebicilere, işçi ve esnaf kesimi kahvehanelere gitmeye başladı. Gazeteler kültür yerine cinsellik neşretmeye, kültürel çerçeveyi iskambil, okey gibi oyunlar çizmeye başladı. Edebiyat sohbetleri ise muhallebicileri şenlendiriyordu.

Kaliteden müdavimi, İstanbul sosyetesi kısıtlı sayıdaki kafelerde bir araya geliyordu.

Tâ ki yabancı kahve markaları Türkiye’ye gelmeye başlayıncaya kadar. Türkiyeliler on yıllardır aramışta bulamamış gibi yabancı kafelere akın etti. Yerel firmalar markalaşmaya, franchsinig sistemini kullanarak bayileşmeye gittiler. 1554 yılında kahvehaneyle tanışan Türkler, 2500 yıl içinde bir tane küresel marka bir tarafa yerel marka üretemedi.

Doğru yolda olsanız dahi durursanız biri sizi geçecektir” gerçeği ile yüzleştik.



2013’e yaklaşırken

Neredeyse her köşe başında, kahve sektöründen bir işletme faaliyette. Dünya literatürüne “Türk Kahvesi” ile damgasını vuran, adını veren Türkiyeli kendine ait ürünün ve kültürün, makyajlanmış halini gasp etti.

Amacım şikayet, serzeniş, şekva olmayıp, durum tespiti yapmak. Söylemek istediğim, biz bir şey yapıyoruz, başkaları bizden görüp daha iyisini imal edip, bize satıyor.

Türkiye için konuşursak, kahvehaneler “kıraathane” zihniyetinden uzaklaştıkça, bilim ve sanattan koptukça, markalaşma serüveni hüsrana uğradı. Anlamayanlar “Avrupa Kıtasında Kıraathane” başlığını tekrar okusun.

Rekabetin yeni kuralları

Artan rekabet, müşterilerin açık uçlu talepleri, kahvehaneleri kafe-retoran konseptine dönüştürdü. Mekana gelen 3 müşteriden biri kahve – pasta, diğeri salata – meyve suyu, diğeri çorba – mantı siparişi verebiliyor. Türkiye’de kafeler klasik ve Fransız pastalardan, mumbar dolmasına kadar çok geniş ürün seçeneği arz ediyor.

Kafeler sabah kahvaltı, öğle servisinde yemek, ikindi vakti tatlı, kurabiye, aperatif, akşam ve sonrası için muhtelif içkilerin satıldığı mekânlar olmaya başladı. Sanayinin liderleri ar-ge çalışmalarında ileri noktalara ulaştı. Kafeinsiz kahve üretebiliyorlar. Ancak kahve çekirdeğindeki kafeini ayrıştırırken kullanılan kimyasalın, kahveye karışması nedeniyle, bazı firmalar kafeinsiz kahve tüketimini onaylamıyor.

Beraberinde iç mekân özellikleri müşterilerin rahat ve uzun zaman geçirmesi odaklı tasarlanıyor. Sigara yasağı nedeniyle çok geniş bahçeli, AVM ise balkonlu olması mecburi oldu.

Türk Kahvesi unutulmak üzere, kendi açımdan konuşuyorum kıvamında ve lezzetinde pişiren yerler de çok az. Sensorlu ve elektrikli cezveler her şeye endüstriyel boyut kazandırdı. Profesyonel kahve makinaları, şuruplu ve buzlu kahveler ön planda yer alıyor. İçecekler büyük boyutlarda ambalajlarda verilmeye başlandı, litrelik su içeceğinize litrelik kahve içebiliyorsunuz. Kahve lezzet, haz, mutluluk boyutundan klişe, marka, moda seviyesine geçti.

Günümüz kafe sektöründe başarı için söylenecek söz:

(Müşteri yönetimi +ürün yönetimi) x Algı (Marka) yönetimi

Kafe’de başarı = ---------------------------------------------------------------------

Toplam Yönetimdeki maharet (1’e yakın olması istenir)

Not:



(formül: Mehmet YANIK’a aittir)



Sır

Kahvenin keşfi 8. Yüzyılda, ilk kahvehanenin açılması 16. Yüzyılda olmuş. Aradaki 800 yıl ürün ve strateji geliştirme ile geçmiş. Günümüzde o zamanların stratejisi üzerine oturuyor. Günümüz zenginleri o yılların kaymağını yiyor.

Makaleyi buraya kadar okuyanlar için söylüyorum, zengin değilseniz kaymak tutmaya başlayan, tutmuş bir nokta bulmalısınız.

Petrolün alternatifi bulundu. Birkaç on yıla kadar suyla, alternatif yakıtla, güneş enerjisi ile, elektrik belki nükleer enerji ile çalışan motorlu taşıtlar hayatımıza girecek. ABD petrol ithalatını durdurmayı planlıyor, haberiniz olsun.

Ay Çiçek ve diğer bitki yağlarından elde edilen BİODİZEL akaryakıtın yerine kullanılıyor ancak hiçbir petrol ürünü beslenme amaçlı kullanılamıyor unutmayın!

Petrol piyasası çeşitlendiği halde daralırken, kahve sektöründe çeşitlenme, çarpan etkisi ile büyüyor. Yeni ufuklara hazırlanıyor. Pazarlama, işletme alanında tamamlanmamış bir boşluk mutlaka vardır. Ama bu kahve falı ile bulunmaz. Biz köşe olalım, mutlaka biri bizi alır köşeye koyar, merak etmeyin.

Kimse söylemiyor bari ben söyleyeyim. Özgünlük, standardı yakaladıktan sonraki adımdır. Standart olmak sıradan olmaya benzer. Standardı yakalayıp baskın yeteneğimiz hangi yönde ise geliştirip özgün ve kişisel markamızı doğuralım.

İşe entelektüel sermayeyi inceleyerek başlamanızı öneririm.



 

Saygılarımla,

Mehmet YANIK

mehmetyanik@hotmail.com

Yukarıda okuyacağınız makale www.iskuruyorum.com için Mehmet YANIK tarafından yazılmış, araştırma tarafımdan yapılmıştır. Tüm hakları saklıdır.

 

teknolog